VAR OLMAK-VAR ETMEK-VAR OLUŞ UMUDU VE MUTLULUĞU

palmiye
Kim söyler bu köşeden bir palmiye çıkacağını?

VAR OLMAK-VAR ETMEK-VAR OLUŞ UMUDU VE MUTLULUĞU

Var olmak, bir algı/duyu/duygu/durum değişikliğine, farkında olarak veya olmayarak, bilerek veya bilmeyerek, yol açma veya açabilecek olma hâlidir. Bu hâl, hem canlı hem de cansızlık durumları için geçerlidir.

Bu hâlde “olan”a “varlık” denebileceği gibi, bu hâlde “olma”ya da “var”lık denebilir.

Etrafındaki değişikliği/değişiklikleri bilerek, isteyerek yapan, yani kendi isteği doğrultusunda kendini var eden ve sonuçlarından da memnunluk duyabilen insan, var oluş huzur ve mutluluğunu yaşayabilen insandır.

Bunu gerçekleştirebileceği bir “ben”in ve çevrenin olduğu/olacağı bilgisi veya hissi ise umutlu kılar insanı; var oluş umut ve mutluluğunu yaşatır, ömrünce…

MM

Reklamlar
Düşünceler, Günlük, Perspektif içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dinler, Sistemler, Barış…

1 Eylül Dünya Barış Günü… “Barış”ın kutlanacak/hatırlatılacak günler kervanında olması bile durumun vahametinden aslında…

mine miski

Nihayetinde, dinler birer sistemdirler…

her biri kendi içinde tutarlı, gerçek ve kusursuz olduğunu iddia eden, inananlarına en iyiyi, bu dünyada ve ötekinde “en iyi düzeni vaad eden”, sistemler…

biraz daha ayrıntılı değerlendirdiğimizde, hiçbirinin gerçekte diğerini kabul etmediğini/edemeyeceğini görmek/çıkarsamak da mümkündür…

Hristiyanlığın geçmişi, Ortaçağ maceraları herkesin malumudur… Aydınlanma dönemi yaşanmasydı, dinde reform olmasaydı, laiklik yaygınlaşmasaydı, bugün başkaca şeyleri tartışmak durumunda olabilirdik… İslam ise, günümüze dek uzanan değişime ve tartışmaya kapalı yapısıyla, en azından uygulayıcılarının tabulaştırmalarıyla, bugünkü demokrasi anlayışıyla uyumlu görünmemekte…

Mükemmellik iddiasındaki bir sistemin, gerek kendini sürdürmek gerekse yaygınlaştırmak açısından, bir başka sisteme bakışının nasıl olacağı, başkalarının varlığına ne ölçüde tahammül edeceği üzerinde düşünmeye değer bir konu… Ayrıca, sistemlerin uygulayıcısı ve savunucusu olan insanların, sadece inançlarının olanca masumiyetiyle değil, aynı zamanda kişisel, milli ve/veya dini çıkarlarının etkisi altında hareket etme, kendi toplumlarını olduğu gibi, karşı gördükleri tarafı da manipüle etme potansiyel ve olasılıklarını dikkate almadan, sistemler ve etrafta olup bitenler hakkında…

View original post 89 kelime daha

Düşünceler, Günlük içinde yayınlandı | Yorum bırakın

… MELİ … MALI

SIRADAN DİYALOGLAR

… MELİ … MALI

B –  … ilgilenmeli, … yapılmalı, … duyulmalı, … görülmeli, … olmalı,
… düşünmeli, … etmeli, … sağlamalı, … hatırlamalı, … ummalı, … çalışmalı, … bırakmalı,

… almalı, … vermeli, … gidilmeli …

Ö – Ama, sırtında taşımak dünyayı ve öyle ilerlemek imkânsız; bak, indirdim koydum yana ben, hattâ bazen çıkıp üstüne etrafa bakmak da iyi oluyor 😉

B –  … beklememeli, … yapmamalı, … yormamalı, … dememeli, … kırmamalı …

Ö – Hayatımdan “…meli” “…malı”ları, zorunlulukları olabildiğince çıkardım; onlar, yasalara, yönetmeliklere yaraşıyor… günlük hayatta artık tercihler, seçimler, tesadüfler var benim için 😉

B – Birlikte olmamalıyız, mümkün değil…

Ö – Bu bir zorunluluk mu gerçekten, seçim mi? Sorumluluk almak zordur, çok zaman ve “kendi” kararının sonuçlarıyla yüzleşmek… Peki, tamam… Anılar ve yitirilen ilişki olanaklarının ruh hâliyle, sevinç, kırgınlık ve hüznüyle, herkes hayatına devam eder…

MM

Günlük, Sıradan Diyaloglar içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

EBEVEYNLERLE SOHBET

EBEVEYNLERLE SOHBET-WINNICOTT

“İnsan doğasının derinlerinde gizli kalan çok şey vardir ve ben kendisi için her şey çok basit ve pürüzsüz olan, tüm cevapları bilen, hiç tereddüt yaşamayan bir annenin çocuğu olmak yerine insan olmaya ilişkin tüm içsel çatışmalara sahip bir annenin çocuğu olmayı tercih ederim.”

“İnsan ilişkileriyle ilgili herhangi bir sorunu yüzeysel bir biçimde de inceleyebiliriz, daha derine de inebiliriz. Yüzeyde kalarak bir çok tatsızlıktan kaçınırız ama aynı zamanda daha derinlerdeki gerçekleri de gözden kaçırmış oluruz. “

“… Bana kalırsa kıskançlığın sona ermesinin ikinci yolu
çocuğun tatmin edici deneyimleri özümseme ve bunları kendiliğe katma gücünün artmasıdır. İyi bakılmak, yıkanmak, çığlık atmak ya da gülmsemek gibi hoş duyumlara, nesneleri beklenen yerde ve beklenen zamanda bulmaya, hatta beklenenden çok daha iyi bir durumda bulmaya ilişkin bütün iyi anılar çocuğun iç dünyasında birikir. Ayrıca uyarım cümbüşünü takip eden doyum anıları, özellikle de beslenme anıları birikerek çoğalır.
Tüm bunları üst üste ekleyip, hepsine birden anne fikri veya anne ve baba fikri adını verebiliriz. Çocuğun iç dünyasında kıskançlığın hiç ortaya çıkmamasının da bir nedeni vardır, çünkü çocuk alacağını yeteri kadar almıştır ya da herhalükârda küçük bir bölümünü kendisine saklamasına yetecek kadarını almıştır.”

“…üçüncü ve son süreç diğerlerine oranla çok daha karmaşıktır. Bu süreç çocuğun başka birine ait deneyimi yaşayabilme becerisinin gelişimini içerir. Bu beceriyi kendini ötekinin yerine koyabilmek diye tanımlayabiliriz… Yaşananları yalnızca ötekinin bakış açısından görmekle kalmayıp aynı zamanda onun yaşadığı deneyimden fazladan bir keyif duyabilmeleri bazı çocukların uzun zamanını, hatta yıllarını alır. Çocukların -kızlar kadar erkeklerin de- kendilerini anneleriyle özdeşleştirdiğini sıkça görürüz. Anneyi gerçek anne olarak kabul ederken, bir yandan da onun yerinde olduklarını hayal ettikleri oyunlar oynarlar.”

“… Bir çocuğun oyun oynayabilmesini sağlayamayız ama onu korumakla, anlayış göstermekle, beklemekle ve aslında pek de düşünmeden yaptığımız yüzlerce şeyle çocuğun gelişimini kolaylaştırabiliriz. Söylenebilecek daha çok şey var belki ama tutarlı ve iyi bir bakımın çocuğun gelişmesine olanak sağladığını ve kıskançlığın da ancak bu gelişimin sonucunda ortadan kaybolabileceğini aktarmak yeterli olacaktır.”

https://drive.google.com/file/d/0B3zSZkkdTjTZR2JXOHhiZ2o3UFk/view

Alıntı, Görsel, Kitaplar içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

YONCA ÇİÇEK AÇMIŞ

Mine Miskioğlu'nun fotoğrafı.
Yonca çiçek açmış şans mı gelecek
Gönül bu sevdayla dans mı edecek
Sana ektiklerim haz mı verecek

Sandım sandım sandım sandırma beni
Serin uykulardan kaldırma beni
Veriyorum diyerek kandırma beni
….

Uyarlama ve duyarlama MM 

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ANLAMINI KAYBETMİŞ KUŞ

ANLAMINI KAYBETMİŞ KUŞ

Boynu bükük bir kuş idim dün,
kondum badem dalına
Görmedim açmış çiçeği…
Susamıştım ama
bulamadım
önümdeki içeceği…

Üşüdüm,
sokuldum yandaki sincaba,
İrkildi kaçtı, neden acaba?

Atladım daldan aşağı,
Yandaki evin sahibi,
bir garip, kaşımaktaydı şakağı…

Pencere kenarında,
gördüm bir parça kırıntı.
Midemden kazıntı,
İçerideki kediden mırıltı,
Küçük oğuldan zırıltı,
Uçuşan sineklerden vızıltı,
Evin çatlak mutfak duvarından sızıntı…

Gelmekte hepsi üstüme,
Sanki sevinmişler gibi,
kendimle küstüğüme…

Gün, oldu koca bir karaltı,
Artık konmalı bir çınaraltı,
Hani, neredeymiş o,
Şu, anlam denen eşsiz parıltı?

MM

30 Mart 2010, İzmir

Görsel, Günlük, Şiirlerim içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

SINANMAMIŞ İYİLİKLER

 

 

SINANMAMIŞ İYİLİKLER

Zaman içinde sınanmamış
“iyi”liklerdi aldatan bizi…
göremedik, dizi dizi
sahteliklerdeki izi;
yitirdik yakınlıktaki gizi
ve nihayetinde
birbirimizi…

MM

Foto: Tuzla Marina

Görsel, Günlük, Şiirlerim içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın