RASYONELLİK VE KAVRAMLAR ÜZERİNE

Benim düşünceme göre, ölünün kokuşmaması, mikrop ve parazitlerin ürememesi için gömülmesi veya yakılması rasyoneldir, ancak, insanın topraktan geldiğine dair akılcı bir kanıt -ister eski devirde ister bu devirde- bulunmadığı müddetçe, insanın topraktan gelip toprağa gitmesi için gömülmesi gerekçesi, rasyonel kabul edilemez… öyle bir inancın varlığı, o eylemin kendisini ya da yapanları rasyonel kılmaz… ama belki bazı durumlarda, inanca dayanan iki farklı eylemin sonuçlarını karşılaştırırken rasyonel bir değerlendirmeden söz etmek mümkün olabilir… kültür rasyonel olanı doğrudan “belirleyen” değil, o konuda veriye sahip olmayan bireye/bireylere aktarılmasına, ayrıca aklın tekamülüne aracılık eden olabilir, kanaatimce…

Kan davası “gütmek” de rasyonel değildir; ancak kendisi öldürülmemek için başkasını öldüren kişinin yaptığında rasyonaliteden söz edilebilir; üstelik akıl yoluyla düşünmek (mevcut bilgileri kullanmak, sebep sonuç ilişkilerini irdelemek, empati yapmak buna dahil olaraktan) tekamül eden bir şeydir, insan öldürmenin kötü ve yanlış olduğunu idrak etmiş en az bir kişi varken o ortamda insan öldürmek rasyonel kabul edilemez… tekrar vurgulayayım, kendini ölümden korumak maksadı dışında… (kan davasının kültürel olarak yaygın olduğu yerlerde bile buna hem duygusuyla hem aklıyla karşı çıkan bireyler de hep oldu zaten…)

“Muhakeme ve kıyas yapabilen en az bir insan aklının” devrede olmadığı hiç bir alanda rasyonaliteden söz edilebileceğini düşünmüyorum.

….

– Bazı yazılarda, rasyonel olma ile anlamlandırabilmenin eşleştirildiğini görüyorum. Ancak bu rasyonelliği karşılamıyor bence.
– “Kültürde genel kabul gören=rasyoneldir” şeklinde düşünüldüğünü görüyorum, buna da katılamıyorum.
– Bilimsel yöntemle elde edilen kanıtları kullanmak, bilgiye ulaşma yollarından biridir, ama tümü değildir. Bilim, bilgi ve kanıt ortaya koyar, bunu kullanan ve yorumlayan akıldır. Yöntemi akıl eden, kullanan da akıl, bunları yorumlayan da akıl… Buna karşın, akla uygun ve gözlenebilir olan bir çok şeyin de bilimsel denemeleri, verileri bulunmayabilmekte. Ancak, “bugün için mevcut” verilere/bilgilere dayanmanın kendisi akılcı olduğu gibi, verilerin değişebileceği ve/veya yanlışlanabileceği bilgisine sahip olmak (“geçmişin bilgisi”ne sahip olarak) ve yeni verileri/bilgileri de buna göre değerlendirmek de elbet, tekamül etmiş bir aklın işi olacaktır…
-Tüm durumları ya rasyonel ya da irrasyonel, diye ayırmak mümkün müdür ve gerekli midir? Yeterli bilgi veya veriye sahip olmadığımız durumlar vardır, fifti fifti dediklerimz de… İnanç, dilek ve tahminlerimiz (aşka, cihata vb filan girmiyorum bile) … bunlara göre davranışlarımız… eylemlerin sonucunu görmeden yorum yapamayacağımız durumlar yok mudur?Tanrı var mıdır yok mudur? Cennet var mıdır yok mudur? Bunların var olduğu bilgisine göre davrandığımda, kime göre rasyonel olurum? İyi kul olup beni cennete götürecek davranışları yaptığımda, diğer inananlarca akılcı davrandığım yorumu yapılacak iken, cennetin var olduğuna dair (en azından henüz?) kanıt olmadığı için irrasyonel davrandığımı söyleyen biri, yani delilik içinde olduğumu mu söylemektedir (tersini kurgulamak da mümkün tabii)???
Yukarıdaki örneğimde, rasyonalitenin göreceliliğini teslim etmiş olmuyorum, tam tersine göreceli olmadığını, kanıt varlığı ve yokluğunun bir arada değerlendirilmesi gerektiğini (kanıt varlığının muhakkak dikkate alınması gerektiğini), “bilinemezcilik”in de hesaba katılması gerektiğini ve rasyonelin tek alternatifinin irrasyonellik ve delilik olmadığını vurguluyorum…”verili bir zaman ve durum” için, o esnada “aklın/usun/zihnin tüm işlevlerini en fazla bir arada değerlendirebilen” düşüncenin rasyonel olduğunu düşünüyorum… yani, bu değerlendirme, bilimi, realiteyi, deney ve gözlemi, tarihi, diyalektiği, mantığı, yararcılığı, empatiyi “aynı anda ve en fazla” içerebilmeli, muhakeme edilebilmeli ve kıyas yapılabilmelidir… geçen zaman içinde, veriler, bilgi ve bulgular değişebilir, insan aklı (biyolojik, evrimsel, felsefi vb) tekamül edebilir ve yeni muhakeme artık farklı bir netice verebilir.sadece anlamlı bulmak ya da tutarlı olmak, bir düşünce veya davranışı rasyonel bulmak için yeterli olmaz…

Rasyonaliteden söz edip Bertrand Russell’ı anmamak olmaz:İnsan Rasyonel Olabilir mi?http://dusundurensozler.blogspot.com/2007/11/insan-rasyonel-olabilir-mi.html

Dünyadaki elle tutulur her türlü iyiye gidişin, pratik ve teorik rasyonalizmin güçlenmesinden kaynaklandığı kanısındayım. B. Russell (ben de)

….
B. Russell’ın yukarıda dediği gibi rasyonellik, gerçek ilerlemenin, iyiye gidişin kaynağı… ancak, yöntemsel olarak da o kadar basit değil…
Bugün doğru bildiğimiz her şeyin değişebileceğini bilmek, yani değişme olasılığı bulunduğunu bilmek de buna dahil… üstelik bu, her şeyin göreceli olduğunu düşünmekten de farklı bir şey…
….
Rasyonellik, pozitivizmi de bilimi de kapsar ve onları aşar… metafizik düşünceyi de… asıl mesele, bir karar ve eylem aşamasında izlenecek ya da kullanılacak yöntemin/uygulamanın seçiminde… daha geniş olarak da bir sistemin (din, ülke-dünya yönetimi, hukuk gibi) tesisinde, sürdürülmesinde, neye/nelere dayandırılmaya kalkışılacağında…
Yaşamı ve dahi varoluşu akış içinde bütünlüklü olarak değerlendirdiğimizde, modernizm şunu yaratmış, sonra pozitivizm şunu getirmiş… gibi, “keskinleştirilmiş sınırları, birbirilerine ucucaymış gibi eklemlemenin”, aslında gerçekten tüm olaylar diyalektik bir ilişki içinde olduğu halde, sırf bu dar -ve aslında bazen sınırları bunu kullananlar için bile muallakta- kavramlara tıkıştırılmış olduklarından, açıkta çok şey bıraktığını, dolayısıyla eksik ve hatalı değerlendirmelere yol açtığını düşünüyorum. Sözgelimi, düş gücü/gelenek/inanç vb ile şekillenen yaşam algısı, insanlığın varoluşuna değin uzanıyor aslında; bunlar, ne yeni ortaya çıktı ne de yok olmuştu…
………
Epey bir zamandır farklı ortamlarda (yazılı ve sözlü, sözlükler bile dahil buna bazen) çeşitli izm lerin farklı izah ve kapsayışları olduğuna tanık oluyorum… yani herkes/bazı gruplar bir akımı kendine göre algılıyor, yorumluyor, savunu veya eleştirisini yapıyor. En basitinden, güncel olan, bir milliyetçilik, ulusçuluk, Atatürkçülük, Kemalizm, muhafazakarlık ve dahi demokratlık bile yüzlerce tartışmaya konu oluyor. Kavramlar aynı kavram dili kullanılmadığı müddetçe, anlaşmanın değil anlaşmazlıkların sebebi oluyor çok defa…Bir başka husus ise, kavram ya da dönemlerin birbiriyle ilişkilerinin değerlendirilmesi, yorumlanması… burada da farklı bakışlar olması geliştirici olmakla birlikte, kendi anlam sistemime göre gözlemim, çokça atlamalar yapıldığı, eksikler, boşluklşar olduğu yönünde…Ayrıca bu kategorizasyonlar sırasında bilerek ya da bilmeyerek taraf tutulması, önyargıların kalıcı yargılamaya ve yanlış ötekileştirmelere yol açması gibi olumsuz sonuçlar doğabiliyor…

Kategorizasyonlar, kavramlar, çözümlemeler ve tanımlamalar, kesinlikle anlamak, anlatmak ve anlaşmak için çok yararlı… kesinlikle karşı değilim… ama bunların, üzerinde çalıştığımız bütün içindeki yerini iyice idrak etmek kaydıyla… Ör. insanları kadın erkek, sarışın esmer, uzun kısa, iyi kötü.. anne, ev hanımı, iş adamı, yahudi, sünni vb bir çok kategoriye ayırabiliriz, üstelik bir çok durumda bu gerekli… ama bir kategoriye soktuğumuzu sadece onunla tanımlama hatasına düşmezsek ya da yanlış eşleştirmeler yapmaz isek… abartalım mesela: kadınlar yalnızca annedir… sarışın kadınlar uzundur ve kötü ev hanımı olurlar … mıdır????

Kısaca, modernizm-postmodernizm mevzuunda (hatta Marksizm vb için de geçerli diyebilirim), hem farklı açıklamalarla/tanımlamalarla karşılaşıyorum hem de verili bir tanımı esas alarak değerlendirme yapıldığında bile toplumsal olay ve etkileşimleri sadece bunlarla açıklamanın eksikli olduğunu düşünüyorum…

öznenin kategorize edilmesi değil sorun… ya da kavramsallaştırmalar… bunlar üzerinden analitik-sentetik teorik tartışmalar yapmak başka bir şey (ki, yararlı, geliştirici)… ama, sadece “izm” kavramları biçim ve ölçeğindeki yorumlamaların eksikli ve hatalar doğurucu olduğunu idrak etmek, bunu dikkate alarak değerlendirmeler yapmak, dahası kararlar almak ve eylemler ortaya koymak da başka bir şey…

Ayrıca, eksikli olduğunu düşündüğümüz ve/veya nesnel olunmadığını bildiğimiz bir çok durumda, her şeye rağmen, insan bir karar verebilir, seçimler yapabilir; yapar; yapmalı da… kimi zaman, bir oy attığımızda da o seçimimizin, idealimizdeki dünya görüşünü temsil etmediğini bilsek/bunu gerçekleştireceğine dair umut taşımasak da, o sıradaki akıl ve/veya duygumuza/bazen de çıkarımıza en yaraşır bulduğumuzu seçeriz, nihayetinde… ataların “ehven-i şer”i devrededir bir biçimde… akıl, neyin şer neyin hayır, neyin ehven olduğunu, “kendince” muhakeme ve kıyas eder, yine… yeter ki sonuçları konusunda da fikir sahibi olabilelim, yeterince…

Şöyle bir şemam var, bir şey/durum ile ilişkili olarak:

– bir şeyi istememek-niye istemediğini bilmek
– ne istediğini bilmek-niye istediğini bilmek
– ne yapacağını bilmek
– nasıl yapacağını bilmek
– istememenin sonuçlarını öngörmek
– istediklerinin sonuçlarını öngörmek
– yapma yönteminin sonuçlarını öngörmek…

———————————————————

MM

Reklamlar
Bu yazı Düşünceler, Günlük içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s