AKIL ve DUYGULAR HAKKINDA…

AKIL VE DUYGULAR

Duygular da aklın muhakemesine, muhasebesine dahil olmakta… bunu yapma/yapabilme derecesine, becerisine göre insanlar farklı kategorilere girer…

üzerine aldığı/alabildiği sorumluluklar, bunları yerine getirdiğinde ve getirmediğinde hissettiği ve hissetmediği duygular… bütün bunlar da akıl alanında, en azından o duygu sahibinin/sahipsizinin olmasa da ona maruz kalanın akıl alanına dahil olmak durumunda…

Şairlerin, sanatçıların ve dahi tüm insanların duyguları olumlaması başka bir şey, çeşitli duygular etkisinde ve neticesinde davranışlarını planlarken muhtelif muhakemeler yapmak/yapabilmek, çok faktörlü durumları dikkate alarak hareket etmek, başka şey… Şair aşka gelip şiirler yazabilir, ama evinin kirasını ödemezse, bebeğini soğukta bırakırsa, beslemezse, neler olabileceğini de öngörmek durumunda, en azından… Sanatçı şart değil, herhangi birinin heyecanla, coşkunlukla trafik kurallarına uymadan yol açtığı kaza sizi veya beni öldürebilecektir…

Duygular aklın rakibi, düşmanı değildir; birbirlerine üstünlük sağlamak ya da birbirini yok etmek gibi durumlar, sorunun yanlış sorulması/kurulması halinde karşımıza çıkan seçeneklerdir… İnsan zaten aklıyla ve duygularıyla birlikte bütünlüklü olabilen bir canlıdır.

Bununla birlikte, başkalarına ve/veya kendine zarar verecek tür ve şiddette duygulara kapılarak “eylemek” ise çok defa hastalık ve suç kategorilerinde yer almakta… ancak bu konuda da zaman, yer ve topluma göre değişiklikler olduğunu görmekteyiz. Bkz, intikam duygusuyla, namus ya da kan davası nedeniyle işlenen cinayetler…

Rousseau’nun etkileyici üretimi, onun çocukları ve karısı nazarında sorumluluğunu yerine getiren, iyi bir baba ve eş olmamasını telafi edemiyor ne yazık ki… Muhtemelen o da kendi çocukluğunun acısını çıkartmış, bir nevi… kendi eksikliğini ileriye aktarmış, çocuklarının akıbetini bilmiyorum…
biz de kendi aklımıza göre ve her durumu kendi içinde değerlendirme gayreti içinde olduğumuza göre, hep ortaya konanın aksine, şöyle bir soruyu da düşünmeliyiz? Rousseau gibi üstün özellikleri olan biri, bir de eşine ve çocuklarına karşı sevgi ve ilgi dolu bir hayatın ona döndüreceği hazla beslenebilseydi… .._"
Mesela, V. Woolf’un da tedavi olabilseydi böyle bir yazar olarak üretiminin belki de olamayacağı söylenir… Burada da aksini ileri sürmek istiyorum. Öylesi bir zihin, belki çok daha parlayabilecekti… .._"

Tüm bunların ötesinde, herkes karşısındakini kendi aklıyla değerlendirme noktasına geliyor: Akıllı Rousseau’nun seçimleri kendi çocuğuna akılsızlık gelebilir, benim aklım diğerine akılsızlık…

Peki, endazesi nedir bunun?
Ataların dediği gibi “akıl akıldan üstündür” mü demeli? Akıllararası/üstü muhasebe-muhakeme yapan bir akıl yolculuğu mu yapmalı?

Aslında gerçekten de geçmişten bugüne doğru bakınca, insan aklı hep bir yolculukta… bireysel, toplumsal ve kitlesel olarak… etkileşimsel, fiziksel, biyolojik, evrimsel…

MM

Reklamlar
Bu yazı Düşünceler, Günlük içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s