İnsanın Anlam Arayışı

İnsanın Anlam Arayışı

Sayfa Sayısı: 176
Baskı Yılı: 2013
Yayınevi: Okuyan Us Yayınları

İnsanın Anlam Arayışı 

20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan İnsanın Anlam Arayışında, kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde anlatmaktadır.
Okurlar, Franklın tasvir ettiği toplama kampının, dünyayı daha büyük bir hapishane olarak kavramamızı sağlayacak parlak bir metafora dönüştüğünü fark edecektir. Gasset, Heidegger ve Sartredan aşina olduğumuz düşünceler ışığında, varoluşun çetin koşullarında “anlam”ı keşfetmemize yardım edecek süreci anlatan Frankl, “İnsanı insan yapan nedir?” sorusuna da yanıt vermeye çalışıyor…
“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.”

Tanıtım yazısından
__________________________________________

Psikiyatrist Dr. Victor E. Frankl acı çektiğini söyleyen kimi hastalarına “Neden intihar etmiyorsunuz?” diye sorar. Yanıtlar, dosdoğru bir neden-sonuç ilişkisi üzerinden anlaşılabilecek gibi değildir. Sonuç olan nedeni imler. Neden ise daha sonuç yaşanmadan sonucun yerine geçebilecek anlamdadır. Latince finis kelimesinin iki anlamı varmış örneğin: Son ya da varış, ulaşılacak bir hedef. Frankl, Nietzche’nin bir sözüne de hatırlatarak (“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir”) var oluş için bir tek hedefin, bir tek amacın yeterli olduğunu söyler.

Anlama yönelik arayış isteğinin insandaki sonucu ya da nedeni, direnebilme gücüdür. Frankl, Freudcu psikanalizin önemli bir unsurunu oluşturan “haz ilkesine” ve Adlerci psikolojinin dayandığı “üstünlük arayışına” karşı “anlam isteminden” bahseder. Her şeye karşı yaşama evet demek yani “trajik bir iyimserlik” halidir bu. İnsanı kabaca her şeye alışabilen bir varlık olarak tanımlayan Dostoyevski’nin sözlerini “Evet, insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bize sormayın,” diye yanıtlar.
Frankl, kendisini psikanalist değil, psikoterapist olarak tanımlar. Gene kendi teorisi olan “logoterapiyi” savunur. Psikanaliz sırasında hastanın divana uzanıp hoş olmayan şeyleri anlatır. “Logoterapide ise hasta dik oturabilir, ama bazen duyulması hiç hoş olmayan şeyleri duyması gerekir.
Yunanca bir kelime olan “Logos”, “anlam” demektir.  Logoterapi ya da bazı otoritelerce “Üçüncü Viyana Psikoterapi Okulu” olarak adlandırılan teori ise, insan varoluşunun anlamı kadar insanın böyle bir anlama yönelik arayışı üzerine de odaklaşmasıdır. Bu teoriye göre kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici güçtür.
Babası, annesi, erkek kardeşi ve karısı toplama kamplarında ölmüş, ailesinden geriye bir tek kız kardeşi kalmış VictorE. Frankl’nin 9 günde yazdığı, “İnsanın Anlam Arayışı” kitabı 19 dile çevrilmiş. İki buçuk milyona yakın bir satış sayısına ulaşmış. Böylesine büyük bir başarı için ne hissediyorsunuz gibi sorulara Frankl, kişisel bir başarıdan kaynaklı bir yanıt bulamaz. Onun için bu başarı, çağın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumudur. “…eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamını ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir.
Kitabın Toplama Kampları deneyimlerini anlattığı ilk bölümünde şöyle bir anısı var Frankl’nin: Ateşi çok yüksek, çoğunlukla hezeyanlı, birçoğu da can çekişmekte olan tifüslü hastaların bulunduğu bir barakada bir süre kalmıştım. Hastalardan birisi öldükten sonra, her ölümle birlikte defalarca tekrarlanan aşağıdaki sahneyi coşkusal bir alt-üst oluş yaşamaksızın izledim. Tutuklular, teker teker, hala sıcak olan cesede yaklaştı. Birisi patates ezmesinden arta kalanları kaptı; bir diğeri tahta takunyalarının kendisininkinden daha iyi olduğuna karar verip değiştirdi. Üçüncü bir tutuklu ölünün paltosuna el koydu, bir diğeri de gerçek kaytan bulmaktan (bir düşünün!) memnunluk duymuştu.
İnsanın Anlam Arayışı’nda, V. E. Frankl’i insanı, yekpare bir bakış açısının at gözlüğüyle anlatmaya kalkışmamış. Kötülük hasıraltı edilmemiş; erdemli hiçbir davranış da önemsiz görülmemiş. Her yönüyle “insan” anlatılmış: “Bizim kuşağımız gerçekçi bir kuşak, çünkü insanı gerçekte olduğu şekliyle tanımaya başladık. Her şey bir yana, insan, Auschwitz’in gaz odalarını icat eden varlıktır; ama dudaklarında duayla ya da Shema Yisrael ile gaz odalarına dimdik yürüyen varlık da insandır.”
Alıntı
Filiz Gazi – edebiyathaber.net (10 Şubat 2014)
Reklamlar
Bu yazı Alıntı, Kitaplar içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to İnsanın Anlam Arayışı

  1. minemiski dedi ki:

    Tolstoy, “Modern insan şarapla, sigarayla, afyonla, kumarla, okuduğu gazeteyle, seyahatle ve seyretmekten haz duyduğu her türlü gösteriyle kendini alabildiğine alıklaştırmaya çalışıyor. İnsanlar kendilerini, tüm bunlara sanki önemli ve ciddi bir uğraşmış gibi veriyorlar. Doğrusu da bu. İnsanın kendisini alıklaştırmasını sağlayacak maddi çareler bulunmasaydı, insan soyunun yarısı hiç tereddüt etmeksizin beynini patlatırdı, çünkü insan, bulunduğu çekilmez durumla ve vicdanı arasındaki çelişkiyle yaşamak zorunda kalıyor.” demiş…

    Bana göre, insan denen biyo-psiko-sosyal varlık eşsiz bir anlamlar manzumesi… o kadar farklı çeşitli, rengarenk ve değerli olabilen anlamlara ve anlamlandırma potansiyeline sahip ki…

    Bunca sanatı, bunca üretiyi/yaratıyı, bunca güzel duyguları hisseden ve güzel eylemler oluşturabilen, aynı zamanda kötüleri de kötülüğü de lanetleyebilmeyi sağlayan da işte bu potansiyel… ve tüm bunlar için, aslında dindar, bilim insanı, diplomalı filan olmak da gerekmiyor… Sadece “İNSAN” olmak yetiyor…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s