KÖR BAYKUŞ-SADIK HİDAYET

sadık hidayet-kör baykuş

KÖR BAYKUŞ-SADIK HİDAYET

Aslında daha önce de yazarı merak etmekle birlikte, misafir olarak katıldığım bir okuma grubu toplantısındaki tartışmalar, kitaba olan merakımı arttırdı; bu toplantıya katılan arkadaşımın yazısı* ve üstelik kitabı da hediye edişi ise kısa süre içinde okumama vesile oldu… bir gecede, neredeyse sabahlayarak, bitirdim, sonlara doğru çok uykum gelmesine rağmen…

Kitaba başladıktan sonra, aslında önce ilginç gelmekle birlikte, giderek okumamın görevleştiğini hissettim… Yani evet, merak olmakla birlikte, arkadaşımın başyapıt nitelemesi ve üzerinde konuşalım demesi, devam esnasındaki asıl motivasyonum oldu :((

S. Hidayet’in psikanalizi bilip bilmediğine dair bir bilgi görmedim; nasıl bir anne-babası olduğu, onlarla ilişkisinin nasıl olduğu, kardeşleri, sevgilisi veya karısı, hattâ çocuğu var mıydı (Google’da taratınca bir oğul çıkıyor gibi, ancak bu kişi şair ve doğum tarihi 24.01.1951, İran; yani Paris’te Nisan 1951’de ölen Hidayet ne ara bu çocuğu yaptı, kiminle yaptı?); ayrıca, kendisinin fiziksel özellikleri nasıldı, bedenini nasıl algılıyordu acaba, gibi sorularımın cevabını, kitabı okuduktan sonra Google’da yaptığım -gerçi çok da uzun olmayan- Türkçe taramalarda, maalesef bulamadım. Oysa değerlendirmelerim için önemli idi…

Sayfalar ilerleyip de karakterler iç içe geçmeye başlayınca, bu tarzın, basitçe afyonlu birinin rüya-gerçek-halüsinasyon karışımı ifadeleri olmaktan ziyade, yazarın bilinçli-seçtiği bir yöntem olduğu kanaatim oluştu. Evet, yazar şarap-afyon etkisini çok iyi biliyor olsa bile ve ben de edebi anlatı yöntemleri hakkında çok da geniş bilgiye sahip olmasam da; bu biçimin, modern ve o dönem için belki deneysel denebilecek bir özellik taşıdığını düşündüm; ancak, yazarın diğer eserleri ve üslubu hakkında da bilgim olmadığını belirtmeliyim.

Atlamadıysam, 17 kez afyon sözcüğü saydım; buna yakındı sanırım, şarap ve sarhoş sözcükleri de… yazarın anlatısında afyonlu veya sarhoş ruh-düşünce halini kullanmasını, önce onun bağımlılığıyla ilişkilendirsem de kitabı sindirip bütünlüklü olarak değerlendirdiğimde, aslında bu hali kamuflaj amacıyla kullanmış olabileceği fikrim oluştu… Bu, yazarın gerçekliği değildi; değil o dönem için, bugün bile hâlâ bir çok yönleriyle devrimci unsurlar taşıdığı iddia edilebilecek biçimde, aykırı, itici, yasaklı duygu-düşünceleri, ayık, iyi ve bilinçli kahramanlar aracılığıyla değil, afyon-içki etkisi ile kafasının salim olmadığını düşündüren bir roman kişisi aracılığıyla aktarmayı seçmiş olmalıydı… Tanrı/din/inanışın reddi, cinselliğin ve kadın bedeninin ayrıntılı tasvirleri, sütanne ve onun çocukları aracılığıyla bile olsa ensesti, küçük erkek çocukla ilişkiyi çağrıştıran/anlatan ifadeler, insan öldürme… hem dönem itibarıyla hem de İslami-muhafazakar bir toplumdan çıkan bir ses olması bakımından, yazarı devrimci kılıyor bence…

Ancak, yine, aktarılan teferruat, yazarın duygu ve düşüncelerinin de yansıtılmış olabileceğini akla getirmekteydi… Kadına olan olumsuz bakışın, her ne kadar, aşka ve sıcaklığa, yakınlığa iyi duygular iliştirilmiş olsa bile, öfke-nefret-şiddet boyutuna vardığı aşikar… Anne-sevgili figürü her fırsatta karşımıza çıkıyor ve bu figüre yapılan aşırı biçimde olumlu ve olumsuz atıflar, yazarın geçmişte annesiyle ilişkisinin nasıl olduğunu merak etmeme; yine kâh amca, baba kâh ırmak kenarındaki ihtiyar kâh sakallı arabacı vb, farklı biçimde görünen, fondaki yaşlı erkek, geçmişte nasıl bir baba veya nasıl bir otorite algısı olduğunu bilmeyi istememe yol açtı. Bir kaç yerdeki, kendisi ve erkekliği konusundaki olumsuz ifadesi ise bedensel yapısı/özellikleri nasıldı acaba, diye sormama neden oldu… Diğer insanların küçümsendiği ifadelere de bir çok yerde rastlanıyordu kitapta… Öldürmenin ötesinde, parçalara ayırma; birden fazla geçen, kan, pıhtı, damarlar, kemik gibi ifadeler; ölünün yanında yatma, ölüyü sevme; yer yer depersonalizasyon-dissosiyasyon ifadeleri…. Bu sarsıcı ifade ve tutumlar neye hizmet ediyor olabilirdi? Diyelim ki, hepsi afyon etkisi… Ama yine de yazarın, bu kitabın basılmasına ayık zamanlarında izin vermiş olması bile büyük cesaret, öyle değil mi? Kaldı ki, kitapta yer alan biyografide, arkadaşı, afyon bağımlılığının Hidayet’in son zamanlarında olduğunu ve onun hep çok olumlu karakter özellikleri taşıyan biri olduğunu söylüyor (ancak burada, sevdiği arkadaşını koruma hissi ve ölünün arkasından olumsuz konuşmama tutumunun da olabileceğini akılda tutmalı, diye düşündüm)…

Kitapta, tüm bu uç olumsuz aktarımlar bir arada-arka arkaya-iç içe idi ve toplantıdaki okuyucuların sarsılması bundan olmalı, diye düşündüm…

Peki, ben sarsıldım mı? Hayır… Yeterince aşinaydım belki, bir nevi desensitizasyon gibi, kimbilir… Ama, hoşlanmadığım kesin… Dönemiyle birlikte değerlendirildiğinde farklı ve devrimci olabilecek nitelikte bulsam bile, hatta işlevsel, yani bazıları için işe yarayacak bir tarz ve içerikte olmakla birlikte -yani, eserin/yazarın benim sezinlediğim gibi bir amacı varsa bile- ve olanca samimi, açık, akıcı anlatıma rağmen; “bu”, benim, yazıcı-düşünücü-okuyucu olarak benim, sevdiğim, estetik bulduğum ve tercih ettiğim bir tarz ve içerik değil… Yer yer, hayata ve ölüme dair felsefik kavrayışı aktaran ifadeler görülse de bence, daha çok, öznel bir karamsarlıktan kaynaklanan bir ölüm güzellemesi söz konusu; dolayısıyla da ölüme davet gibi önemli bir tehlike algılamadım, diyebilirim…

Bununla birlikte, günlük hayatın akışı içinde tandır vb bazı tanıdık şeyler görmek; ayrıca, İran’a ilişkin geleneksel-kültürel özellikler ve bilgilerle karşılaşmak çok hoşuma gitti…

Yazarın, yanlış anlamadıysam, 22-27 yaşları arasında  (1925-1930) -yani savaştan da önce- Paris’te olduğunu ve burada iki intihar girişimi olduğunu okudum. Kitaptaki bazı unsurlar, arkadaşı çok değinmese de başarısız ve nihayetinde başarılı olan intihar girişimleriyle birlikte, daha gençlik dönemlerinde mevcut olan ciddi bir ruhsal hastalığın işareti olarak değerlendirilebilir, diye düşündüm…

Son olarak, “acaba, sonu ölümle biten intiharı olmasaydı Sadık Hidayet, “bu Sadık Hidayet” olarak algılanır mıydı yine de” diye aklımdan geçti, kendini öldüren sanatçılara duyulan yadsınamayacak ilgiyi hesaba katarak…

Not: Kitabın farklı çevirilerinde önemli yorum farkları olduğunu duydum; bu farkları bütünlüklü olarak ortaya koyacak bir inceleme ile kısa zamanda karşılaşabilmeyi isterim…

KÖR BAYKUŞ
Orijinal Adı: Bûf-i kûr
Çeviren: Behçet Necatigil
Yapı Kredi Yayınları
22. Baskı, İstanbul 2017
88 Sayfa

 

MM

*yazı

 

Bu yazı Köşe Yazılarım, Kitaplar içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to KÖR BAYKUŞ-SADIK HİDAYET

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s