ÖLÜM KORKUSU ÜZERİNE

GERÇEK

ÖLÜM KORKUSU ÜZERİNE

Bir Biyopsikososyal Bakış Denemesi

Ölüm, insan için sadece yaşamın sonlanmasını değil, birden fazla şeyi temsil ediyor olmalı, diye düşünüyorum. Çünkü ölümün nasıl başladığı, ölüm akabinde bedene neler yapıldığı, öldükten sonra bedenin -çoğunlukla toprak altında- başına neler geldiği (çürüme, kokuşma, kurda, böceğe yem olma, zaman içinde yok olma) konusunda, çok fazla işitsel, görsel bilgimiz ve çoğunlukla eşlik eden tahayyülümüz vardır, olmuştur. Ayrıca, işin sosyal boyutu da cenaze, defin, mezar, yas, çeşitli ritüeller ve kurallar, anma törenleri vb ile ister istemez göz önünde cereyan etmektedir ve dolayısıyla, yine ister istemez insanın kendisi ve yakınları için de benzer bir tasavvur oluşmuştur, oluşacaktır…

“Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasa”da kendini gösteren sevdiklerinden ayrı kalmak, ölüm karşısında önemli bir yüceltme içerir. Vatan, din, ulus, insanlık veya başka değerler adına ölümü göze almak ve şehitlik “mertebe”si, bu yüceltmede olumlu kabul edilen bir zirvedir… Aşk nedenli ölümlerde yaşanan durum ise belki bu yüceltmenin olumsuz, tersine biçimi olarak yorumlanabilir. Bu yüceltme örnekleri hem kişinin kendisi hem de toplum tarafından ortak paylaşılabildiği gibi, tek taraflı da olabilir.

İntihar, suisid, öz kıyım diye adlandırılan, yaşamına kendi iradesiyle son verme eylemi ise tek başına “kötü yaşam, acılarla dolu yaşam, pişmanlıklarla dolu yaşam, anlamsız yaşam” gibi kavramlarla açıklanamayıp kişinin somut olarak başına gelenlerle değil, bunları, yani yaşadıklarını nasıl algıladığı ve bu algıyla hayatını sürdürmeye karşı isteksizliği, hatta isteksizliği de aşıp bir karşı eyleme geçişi yansıtıyor, gibidir. Bu eylemin yorumlanma, karşılanma biçimleri de görülen o ki, kişiye, topluma, zamana göre değişebilmektedir.

Bunların ötesinde, anksiyete, panik atak gibi durumlarda gerçek bir tehlike bulunmadığı halde deneyimlenebilen ölüm korkusu, genellikle bireyin yaşantılarıyla da ilişkilendirilen bazı organik ve/veya psişik süreçleri yansıtabilmektedir.

Yaşamı iyi algılamak, anlamlı algılamak, keyifli algılamak, farkında olarak ya da belki ancak sorulduğunda, üzerine düşünüldüğünde fark edilen bir duyum olabilir. Bununla birlikte, bu güvenli gibi görünen algı da ölüm karşısında belirlenmiş, tek, ortak ve soğukkanlı bir tutumla eşleşmeyebilir.

İnsanın, doğanın, diğer canlılardan bağımsız, apayrı, üstün, kesinlikle ölmeye layık olmayan bir türü olduğu algısıyla diğer canlılar gibi, doğanın gelişebilen, evrilebilen ancak ölümlü bir parçası olduğunun insan tarafından idrakinin, ölümü yorumlama biçimine etkisi olmayacağı düşünülebilir mi? Ya da bir uygarlık kurma potansiyelinin bilincinde olmanın yanı sıra, kendisi ve/veya ailesi ve/veya ülkesi ve/veya tüm insanlık için, bireysel veya toplumsal tecrübelerini sürdürebilme arzusunu ve hayallerini, saf, bencil, bireysel hazlarından karmaşık, toplumsal, kutsal ülkülere yayılan bir yelpazede yer alabilecek hayallerini, gerçekleştirme olanağını yitirmesi ihtimalinin, kesinlikle bir travma oluşturmayacağı ileri sürülebilir mi? Peki, insanın bir yandan “insan doğar, büyür, yaşlanır, ölür” klişesiyle çıktığı yolda; ölümünün, yaşlanarak mı sırasız, ani olarak mı; önceden hastalanarak veya sağlıklı olarak mı; acıyla mı acısız mı; bunun ayırtında olarak mı olmadan mı … olacağını bilmeksizin yaşamasının, anksiyeteye yol açmayacağını ileri sürmek ve bunun, ölüm anksiyetesi mi yaşam anksiyetesi mi olduğunun kesin ayrımı, mümkün müdür?

Ölüm mü yaşamı var eder, yaşam mı ölümü?

Bu, “varlığa anlam katan yokluk mudur, yokluğa anlam katan varlık mıdır?” sorusu gibidir. İnsan, yaşamı ve ölümü birbirinden ayrı şeyler gibi algılama eğilimindedir. Var oluşla yok oluş, doğumla ölüm, yaşamla ölüm, iç içe gibidir, bir yandan. Ve her iki durum için denk biçimde paylaşılmakta olunmasa bile, gerek tarihsellikten gelen ve içinde bulunulan topluma ve çağa özgü gerekse güncel yaşantılanan olay ve anlarla ilgili -ve çokluk birbiriyle çelişebileceğini de görebileceğimiz- düşünce, algı, duygularla bezenmiş olarak, insan, bir yandan yaşar öte yandan kaçınılmaz ölümüne yaklaşır, yaklaştığını bazen fark veya idrak etmese de… aslında devamlı hatırlatıcılar da vardır; aile ve yakınlardan, toplumda bilinenlerden, dini ritüellerden, tarih bilgisinden, edebiyattan, filmlerden vb aralıksız gelen… Bir nevi salınım olur, o ölüm başkasının ölümüdür, gündelik koşuşturmalar bilinç alanı dışına iteler kendisi ve yakınlarının ölümünü… Ancak, örneğin, arabayla geçerken önünden okunmazlık da edilemez; önceleri yerleşim kıyılarında iken giderek içeride kalan mezarlıkların girişinde koca harflerle yazılmıştır: “Her canlı ölümü tadacaktır”. Ve her şeye rağmen çalışmak teşvik edilir, ölümü de hiç unutturmadan: “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et”.

Tekil bireyde, yaşamın sonlanmasının ve bilinmez, geriye dönüşün olup olmadığı hakkında bilginin de bulunmadığı bir aşamaya geçmenin tedirginliğini anlamak mümkün. Ancak, çok zaman buna eklenen bir öte dünya algısının da olduğu bilinmektedir. Bu algının insanın yok olmasının onda uyandıracağı korku, endişe, dehşet gibi duygulara derman olabileceği de anlaşılır. Yanı sıra, tekrar dünyaya gelebileceği ihtimalini düşünmek, bir başka bedende var olacağına veya bedeninin zerrelerinin veya ruh olarak isimlendirilen hissiyatının “bir şekilde” var olmaya devam edeceği düşüncesinin gerçek olduğuna inanmak da kuşkusuz, yok olma fikrinin olası dehşetini hafifletmeye yarayabilir. Burada, tarih boyunca var olduğu bilgisini edindiğimiz çeşitli inanışlar ve buna yönelik yapılan çeşitli eylemler, bu amaca hizmet etmiştir, etmektedir, denebilir. Dinler, bunu sağlayan en yaygın ve en kurumlaşmış araçlardır. Bununla birlikte, eşlik eden bir yaratıcının varlığı ile bu yaratıcının belirlemesine göre, insanların öte dünyada özellikle cennet ve cehennem olarak adlandırılan yerlerde bulunacağı, buralarda insanların dünyada canlı olarak tattıkları ve tanıdıkları bilinen acı ve mutluluk hislerinin en fazlasının olacağı, kişinin bu duyguları ancak dünyada yapıp ettiklerinin karşılığına ve yaratıcıyla olan ilişkisine göre yaşayabileceği, ölüm kaçınılmaz olmakla birlikte öte hayatta mükâfatın olabileceği, hatta, hikmetinden sual olunmayan yaratıcının dünyada acı çekmesine, haksızlıklara maruz kalmasına yol açsa veya seyirci kalıyor gibi görünse bile, nihayetinde ilâhî adaleti tecelli ettireceğine inanmanın; artık sadece yaşamın bitmesi endişesine bir çare ve gelecek iyi öte dünya için bir umut değil; aynı zamanda ve belki bunun karşılığında, ölüm sonrası ceza ihtimali veya tehdidiyle dünya hayatını şekillendirirken bir yandan da inananlar için, yaratıcı gözüyle iyi geçirilmemiş bir hayatın getireceği, öte dünyadaki ağır cezayla yüzleşme korkusu, ölümden korkunun ayrıca artmasına da vesile olmaktadır, diye düşünülebilir.

Tüm bunlara rağmen insan neden yaşar, insan hayatı neden katlanılır bulur ya da bunun için ne/ler yapar?

İnsan yaşar, yaşamak ister… Bu, doğanın canlılığı donattığı yaşama güdüsünden dolayı mıdır? Gündelik hazlar acıyı unutturduğu için mi? Dünyada kendinden, fiziksel bedeni ve/veya manevi varlığından izler bırakarak (çocuklar, sözlü, yazılı, mimari teknik eserler yoluyla) bir nevi ölümlülüğüne meydan okuyor olabilir mi?

Gelişen aklıyla kültürlenen, medeniyetler kuran insan, kendine özgü olarak yaşadığı ve onu dönüştüren sevgi, aşk, dostluk duygularından ilham mı almaktadır? Sanat, bilim ve felsefe yoluyla dünyayı ve kendini anlayıp şekillendirmenin büyüleyici cazibesi, insan türünü sonsuzluk algısına taşıyan ve bu esnada ölümü de aşmasına vesile olacakmış gibi görünen bir lokomotif olabilir mi?

MM

Bu yazı Bilim, Düşünceler, Günlük, Köşe Yazılarım, Perspektif, Sorular içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s