İLİŞKİ ve HADİ YAPALIM SEVİNCİ-5

İLİŞKİ ve HADİ YAPALIM SEVİNCİ-5

Şunu fark ettim, ilişkide “öğrenilmiş çaresizlik” olunca birliktelik keyifsizleşiyor; ister anne-çocuk ister arkadaş ister eş ilişkisi olsun bu…

Yani, “hadi şunu yapalım” dediğinde onun yapmayacağından emin olacak kadar tanıyınca diğerini, -sanki birini bu kadar iyi tanımak iyi bir şeymiş gibi gelse de ilk bakışta- hayatın ilişki aracılığıyla yaşanabilecek keyifli sürprizliliği ve kendini bir ilişki içinde ileriye taşıyabilme umudu örseleniyor… yavaş yavaş ve çoğu kez fark edilmeksizin…

Oysa, bir teklifin, “hadi yapalım, ne güzel olur” tepkisiyle karşılanabileceğini ummak ve hissetmek… Arkadaşlıkların ilk döneminin rengi biraz yeni birini tanıma ve kendini yeni birine tanıtma ise biraz da -eğer uyum işaretleri varsa tabii- bu heves olmalı…

“Hadi yapalım, birlikte”… keyifle, tembelliğin ve monotonluğun esiri olmadan !!!

 

MM

Reklamlar
Düşünceler, Günlük içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MÜTEKABİLİYET VE İLİŞKİ

MÜTEKABİLİYET VE İLİŞKİ

Bütün ilişkilerde, insan farkına varsın veya varmasın, mütekabiliyet (etkileşimsel karşılıklılık diyorum) esastır…

İşte bu etkileşimselliktendir ki, her tür ilişkide yaşayabileceğimiz duygudur; “neredeen nereyee” ya da “biz nasıl böyle olduk”… çokluk, kendi konumumuzun ayırtına varmaksızın… Bu arada, kırılma noktalarını yakalarsak eğer ve gerekeni yaparsak, yapabilirsek, belki bir çare olur (g)ayrılığa…

Bütün ilişkilerde dedim de istisnası şudur ki; insan, karşıdakinden bağımsız olarak kötü veya karşıdakinden bağımsız iyi olsun… Ancak, teorik olarak böyle olsa da yaşadığımız gerçeklikte “böylesi” mutlak iyi veya mutlak kötü yoktur.

“Vardır” derseniz, derim ki “mümkündür, ancak karşıma çıkmamıştır; aynada bile!”

MM

Düşünceler, Günlük içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İÇİMDE

İÇİMDE

Elinden oyuncağı alınmış
yetmemiş
gözü önünde paramparça edilmiş
bir çocuğun,
çâresiz sinik öfkesi
içimde…

Uzanmış annesiyle,
en sevdiği masalın en sevdiği yerinde
bağırış çağırış
yetmemiş
kitabı yırtılmış
gözleri yaşla dolmuş bir çocuğun,
şaşkınlıkla karışık hıncı
içimde…

“Çocukluğu ana vatanıdır insanın” demişler
Ayaklar altında vatan …
Derin bir sızı,
İçimde…

MM

Şiirlerim içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BİR MEKTUP – SON ÜMİT

SIRADAN DİYALOGLAR

BİR MEKTUP – SON ÜMİT

Merhaba Canım,

Akşam ve bugün, son bir kaç haftada olanları ve yakında konuştuklarımızı düşündüm… Kâh uykum kaçtı kâh yersiz uyudum; kâh iştahım kaçtı kâh fazla yedim…

İşime olan bağım ve sevgim, sanata ve üretmeye tutkum, anne olarak çocuğumu yetiştirmeyle ilgili düşüncelerim… tarumar ediliyor, hem de en başta en yakındakiler tarafından… Çalışan bir insan olarak vicdanî, yasal ve mesleksel sorumluluklara sahip çıkmak karalanmalara neden oluyor… Ülkemle, içinde yaşadığım toplumla ve kendi varlığımla ilgili yaşamsal endişelerim, bir çok zaman yakınımdakilerinkiyle eşleşmiyor… İnsan olmaya, onur ve erdeme, sevgi ve saygıya dayanan ilişkilere dair temel bilgi ve inançlarım en yakınımdakilerde bile karşılık bulamıyor çok defa… Kişisel olması son derece doğal tercihler dahi her daim sorgulanıyor… Şimdi geriye baktığımda kendimi bildiğimden beri bulunduğu demin az biraz ötesinde olduğunu artık anladığım aklım, yorgun… yorgun ve yenik… ruhum -ya da ruh diye isimlendirdiğimiz her neyse o- da… hep yararsız, boşa giden, umarsız, tüketici bir çaba… artan bir güvensizlik duygusu, tutunamama hissi…

Kimse, ezberinin, değil bozulması; dokunulası, sorgulanası olmasına dahi tahammül edemiyor… Kendi doğrularının onaylanmasından başka, karşıdakilerin yolunun da kendisininkine halel getirmeyecek biçimde çizilmesini istiyor, dahası talep ediyor… Hemen herkes böyle. Ne yazık ki bazı yönlerden sen bile buna dahilsin… Peki ben? Ben başka mıyım ki?

Kişiselleştirilmeyen, yani suçlama, yargılama, dayatma, hakaret vb ne dönüştürülmeyen ve “ben” alanına saygı duyularak yapılan bir fikrî tartışmaya, doğruların çarpıştırılmasına veya aranmasına sonuna kadar açığım… Yapma ve öğrenme konusunda istekliyim. Evet, bir çok konuda çok şey biliyorum; ama, iddia ettiğim sanılanın aksine, her şeyi ve her konuda en iyi ve doğruyu bilmiyorum… Üstelik çok da ihtiyaç duyuyorum daha fazla bilmeye. Bu bakış ve arayış yerine gördüğüm yaygın olarak, toptancı ve kestirmeci, gerçekliği tahrif eden bir üslupla yanlışlama, ötekileştirme tutumu… Şimdi seni duyuyor gibiyim, “gerçeklik ne ki”? E işte, senin de işini gücünü yaparken emin olunduğu ön kabulüyle günlük hayatını sürdürmeye yarayan gerçeklikler yok mu? Onların dahi yanlışlandığı bir ortamda işini gücünü nasıl yapar, “sen”liğini nasıl sürdürürsün? “Kırmızı ışıkta durulur”gibi bir kurala karşı, kırmızıda geçilebilecek istisnaî durumları da sayma bana, mesela… ve bu ülkede çoğunluğun gözünde, kırmızı ışıkta geçmek, hız sınırını aşmak -tabii yakalanmaksızın- marifet, uyanıklık; aksi ise enayilik, siniklik… işte, buna benzer boyutta bir tahrifattan söz ediyorum…

Öyle, böyle… Nihayetinde, tüm bunlar karşısında duyduğum büyük üzüntü, beni felç ediyor… Kasvet içinde boğuluyorum. Öfke bile bir bakıma bundan daha iyi, çünkü, bir hamleye taşıyabilir belki insanı… Oysa, bu derin üzüntü, sadece gitmek/kaçmak duygusunu çağırabiliyor, en iyi ihtimalle… Ki, bunca çökkünlük halindeyken olanak dışı görünen bu hayal de karamsarlığı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor… Vakitsiz ölüm haberleri, vakitsiz güzelliklere ağır basıyor. Açan çiçekler, yenik düşüyor boynu bükülenlere…

Geçecek… mi? Bilmiyorum…

İşte, senin çok yıkıcı bulduğun ve kınadığın “ömrüm uzun olmaz, fazla yaşamam muhtemelen” sözü, bu ruh hâlinin sürüklediği noktadan çaresizliğin, acının sesi… Ama belki de bu mektup, hatta bu sesin kendisi bile hâlâ bir ümit taşıyor olmanın bir ifadesidir…

Son ümit… Kim bilir?!

….

Gözleri buğulanmış kadın, saçları düzgün, kafası karışık; e-mektubun tarihine baktı, 3 gün önce yazılmıştı… Niye daha önce gelmemişti ki bu e-posta? Yoksa geldi de görmemiş miydi? Niye bir telefon etmek aklına gelmemişti bu arada, hatır sormak için veya öylesine işte? İç geçirdi…

– Ne yapmalı acaba? Ne yazmalıyım?

“Ama, karakteri kaderidir insanın… insan değişmez, sen de ben de tatlım… Biliyorum ki başka insanlar olma, olabilme olanağımız hiç yok… yoktu… Aslında çaresizlik duygun ve üzüntünün şiddeti de bunu senin de biliyor olmandan, bence… öyle değil mi?” demek istedi, diyemedi…

Bir e-posta daha göründü kutuda…

– Cancağızım, mektubuma cevap vermedin… Ama ne yazacağını tahmin etmiyor değilim. “İnsan değişmez” diyeceksin. Oysa, hiç inanmadım bu söze, ki sen de bilirsin, inanmamaya da devam edeceğim… Ümit hep vardır… Aslında son ümit diye bir şey de yoktur… Özlemle öpüyorum…

MM

26-03-2016

Sıradan Diyaloglar içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DOĞRU MU KOLAY MI

DOĞRU MU KOLAY MI

Seçimlerimizde/kararlarımızda çok kez, kendimiz ve diğerleri için iyi niyete sahibizdir. Yanlış’ı bilinçli olarak seçmediğimizi düşünürüz; buna inanır ve herkesin de inanmasını isteriz. Doğru’ya götürecek ya, “aklın yolu birdir” der, seviniriz. Oysa, bu yol tuzaklarla doludur; ortalama/ortalama üstü iyi insan için bile… Doğru’nun düşmanları, gösterişli bir “Yanlış”tan çok daha sinsidir, çoğu zaman…

Yaşadığımız sıkıntıların birçoğu, günlük hayatın içinde ‘Kolay’ ile ‘Doğru’nun mücadelesinde insanların, farkında olarak veya olmayarak Kolay’ın yanında yer almasından kaynaklanıyor…

Doğru‘nun gizli ve en tehlikeli rakiplerinden biri Kolay

MM

Düşünceler, Günlük, Perspektif içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

SEVGİDEKİ GİZ-4

Görüntünün olası içeriği: yiyecek  Görüntünün olası içeriği: kahve fincanı ve içecek

SEVGİDEKİ GİZ-4

Hayat gizlerle dolu… İçinde olduğumuz evren ya da alışveriş içinde olduğumuz, etrafımızdaki canlı doğaya ilişkin muazzam gizler değil, söz etmek istediğim…

Hep aynı demlenen çayın “hep aynı” olmamasının; kahvenin, “bazen” köpüklü olmasının; hevesle yaptığımız kek hamurunun “kimi zaman” kabarmamasının…

Biz “hep aynı” iken, aynı olduğumuzu sanar iken -ya da belki, tam da bu yüzden- sevgimizin devam edememesinin…

gizleri…

Gözlemek, sabırla izlemek; anlamak için şart…

ya, düzeltmeye ve daha iyisini yapmaya yetiyor mu?

MM

Düşünceler, Perspektif, Sorular içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

SEVMEK Mİ İLİŞKİLENMEK Mİ-3

SEVMEK Mİ İLİŞKİLENMEK Mİ-3

Sevmek bir yükümlülük mü? Hasbelkader karşımıza çıkan ve bir ilişki yaşamak durumunda kaldığımız insanları sevmek veya sevmeye devam etmek zorunda mıyız?

Sevginin sınırı ile ilişkinin sınırını ayırabilir miyiz? Ayırabiliyor muyuz? Ayırmalı mıyız? Evetse bunu niye yapmalıyız? Kendimiz için mi onun için mi?

Yarın bir gün, bir sevdiğimize, örn. çocuğumuza, “senin için saçımı süpürge ettim ben” dediğimizde, gerçekten onun için mi yapmışızdır süpürgeyi, kendimiz için mi? Hesap/bilanço çıkarılan bir şey midir sevgi?

Yitirdiğimiz için, ardından onca üzülüp kahırlandığımız şeyin aslında sevgi olmadığını fark etseydik; o kadar üzülür müydük ki? Üzüldüğümüz, ilişki içindeki kendimizi kaybetmek miydi? İlişkinin getirilerinin bitmesi mi? Alışkanlıkların değişmesi mi? İncinen, gururumuz; hasarlanan, prestijimiz miydi?

Aslında, herkes en çok kendini mi sever?

MM

Düşünceler, Perspektif, Sorular içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın